Kayıtlar

Ona ne yapacağım biliyor musun?

Resim
Sinirden kızarmıştım.

Sakinleşmem gerekiyordu. Bir çay bahçesine oturduk, iki tane çay söyledik. Ben anlattıkça, Ömer de sinirleniyordu. Topuklarımı hızlıca yerde sektiriyordum. Bir elim titriyor, diğeri masayı tıkırdatıyordu. Uzaklara bakıyordum. Çayların gelmesiyle, bir hışım, sigara paketine daldım; arkadaşım da öyle. İşin içinden çıkamıyorduk, bunun bir karşılığı olmalıydı.

Bir duman çektim, düşünürken üfledim. Kafamı hafif bir şekilde salladım. İntikam planları kuruyordum. -Oğlum ona ne yapacağım biliyor musun, dedim. Gözlerim sonuna kadar açıktı, biraz ürktü. Tekrarladım: -bir daha gelirse ona ne yapacağım biliyor musun, dedim. Sigara dumanını üflerken büyük planım ağzımdan döküldü: -onu klandan atacağım!

Evet, bu bir oyundu.

Hem de okçuların, büyücülerin, ejderhaların falan olduğu bir çocuk oyunu. Ve üzerinde bu büyük planı kurduğumuz kişi, sanırım sekiz yaşında tanımadığımız bir veletti. İçinde elli oyuncunun bulunduğu, küçük bir klan kurmuştuk ve o velet, sürekli klana girip …

Sesim kısık

Resim
Mert! Mert!

Saksıdan aldığım küçük bir taş parçasını aşağıya doğru, karşı apartmanın üçüncü katında oturan çocukluk arkadaşım Mert'in odasına ait balkona fırlattım. -Mert, diye de seslendim. Çok geçmeden çıktı, -hadi, dedim, aşağıya inelim!

Dışarı çıktık; bizim sokağın önünde buluşup Eren ve diğer arkadaşlara seslenerek takımı toparladık. Arka tarafta yer alan, içinde henüz keşfedilmemiş böcek türlerinin, çikolata ve cips ambalajlarının, hatta köpek dışkısının bulunduğu bahçeye gittik. Bahçeyi bok götürse de, birkaç pas atışı ve harika bir kurtarış orayı, en muhteşem statlardan biri yapıyordu. Kaldırım taşlarından kaleleri kurduk, top koşturmaya başladık.

Hücum oyuncusu kendisini, -o zamanlar- Ronaldinho ya da Raul falan zannediyor. Defanstaki çocuk, -ben Puyol'um, diyor. Kaleci hep aynı, Rüştü! Herkes bir hırsla, topun peşinde taklalar atıyor, kaleci uçuyor, defans yerlere yatıyor; herkes kendini oyuna kaptırıyor. Kimi bağırıyor, -gol ulan gol; kimi itiraz ediyor, -oğlum oras…

Bu düğme ne işe yarıyor?

Resim
Sarı-beyaz kabarık saçlarını düzeltti.

Yana doğru taradı ve aynaya bakıp -çok yakışıklıyım, dedi. Beyaz şeritli gözlerini iyice kıstı. İnce ağzını kulaklarına kadar gerdirdi, elmacık kemikleri dışarıya fırladı, pembeleşti; güldüğünü sanıyordu. Kravatını taktı, takım elbisesini giydi ve ofisine geçti.

Geçtiğimiz kış keşfedilen bilmem kaç ışık yılı uzaklıktaki güneş sisteminin beşinci gezegeni olan F Gezegeni'nde yeni bir gün doğuyordu. Gezegenin ekonomik ve askeri bakımdan en güçlü ülkelerinden olan Famerika Birleşik Devletleri'nin  devlet başkanı Frump, ofisindeki büyük masasına yöneldi, koltuğu çekip oturdu.

Ellerini birleştirdi, ayaklarını ritmik bir şekilde yere vurmaya başladı. Yüzünde ciddi bir ifade vardı. Sonuçta koskoca Famerika Birleşik Devletleri'nin başkanıydı. F Gezegeni'nin en güçlü ordusuna sahipti. Milyon tane askeri, binlerce savaş uçağı, binlerce savaş gemisi, binlerce tank, pek çok top, tüfek... F Gezegeni'nin ekonomisini alt üst edecek kadar para…

Bir şeylere yetişmek

Resim
-Yusuf Ağabeyi arıyorum.

O zamanlar pazar günü demek, hala günü demekti. Otomobille yaklaşık yirmi dakika mesafede oturan büyük halamız, hiçbir zaman tadı ve görünüşü değişmeyen nefis kokulu mozaik kekleri şu yuvarlak fırınlarda pişirir, peynirli -kimi zaman da patatesli- poğaçalardan yapar, çay demler ve bizi beklerdi. Çocuktum; sokakta toz toprak içinde top koşturmayı bırakır, eve gelir, elimi yüzümü yıkar, hazırlanırdım.

Minibüsler uzak, otobüs oraya gitmiyor. Taksi çağırsan, çok yazar. Diğer odadan şöyle bir ses geliyor, hala kulağımda: -Yusuf Ağabeyi arıyorum o zaman. Yusuf Amca telefonla aranır, dışarıya çıkılırdı. Çok geçmeden otomobil görünürdü ileride; beyaz, ikibinbeş model bir renault kangoo. Tam bir korsan taksi.

***

Yusuf Amca...

Sanırım altmış yaşlarındaydı. -Gittik, diyeceğine, -kittik, derdi; farkı bir şivesi vardı. Her zaman iyi bir dinleyiciydi. Her zaman gülmese de, yüzünde farklı bir sevimlilik vardı. Ve doksanbir nokta sıfır dinlerdi o zamanlar, radyo alaturka. Öz…