15 Mart 2017 Çarşamba

Güneş'i yumruklayan adam

Manyak mısın, ulan?

Sıcacık, sapsarı, iğrenç bir yaz günüydü. -Aylardır uğramadığımız için ayıp olur, diyerek aylardır uğramadığım kahvehanedeydik. Biraz kağıt oynadık, biraz güldük, çok küfür ettik, iğrenç çaylardan içtik. Sigarasız olur mu ulan, elbette sigara da içtik. Ancak kahvehanenin içinde içemediğimiz için, arka tarafta bulunan küçücük, bir metrekarelik balkona çıktık. Sigarayı yaktım, içmeye başladım.

Güneş acayip parlıyor, ampul gibi suratlarımız. Gözlerimi kıstım, sağa sola yalpaladım. Ellerimi sıktım, havaya yumruk atmaya başladım,. Bir, iki, beş, on kere yumruk savurdum havaya. Küfrettim ve bu hareketleri bir süre tekrarladım. -Ne yapıyorsun ulan manyak mısın, diye sordu arkadaşım ürkek bir sesle. Ardından güldü: Güneş'le mi savaşıyorsun? Ekledi: Güneş'le savaşıyor!

Ne için havaya yumruklar attığımı tam olarak hatırlamıyorum. Sanırım o küçük sineklerden biri, burnuma girmesin diyeydi tüm bunlar. Ama kahvehanenin tarihine Güneş ile savaşan adam olarak geçtim, bir de dünyanın tarihine.

***

O zamanlar vişne suyu içiyorum.

Dağılmışım. Uzun zaman önce dağılmışım da, yeni yeni farkediyorum. Bakırköy'ün banklarından birindeyim. Kedinin tekiyle konuşuyorum, ne hakkında konuşuyorum onu da bilmiyorum. Ama el hareketleriyle sözlerimi destekliyorum, demek ki ciddi şeyler anlatıyorum, hararetli. Sonra küfretmeye başlıyorum her zaman olduğu gibi.

Küfürlerime, kırk yılın başında bindiğim takside devam ediyorum. Hayatta taksiye binmem, ama dediğim gibi dağılmışım. Otobüse binersem, bu kafayla Afrika'ya kadar yolum var, kaybolurum. Ben küfrediyorum, taksici küfrediyor. Tüm yol boyunca hiç susmadık. Dedim ya, vişne suyu. Neye küfrediyoruz, hatırlamıyorum. Ama güldüğümü hatırlıyorum, -ben de koyayım abi, ben de; aynen abi, hepsinin koyayım. Anlamsız bir mücadele veriyorum, el hareketlerimle destekliyorum küfürlerimi, demek ki ciddi şeyler konuşuyorum.

***

Kendine gel, ulan.

Kendine gel, dedim. Bu sen değilsin. Bunu bana yapamazsın, şimdi olmaz. Tam sana ihtiyacım olduğu zamanda, böyle susamazsın ulan, delirtme beni. Bak beni sinirlendirme, çok yorgunum. Kin ve nefret doluyum. Öyle ki, bu sabah durduk yere -nefret ediyorum, ulan diye bağırdım. Bunu defalarca yüksek sesle tekrarladım.

Ben yorgunum, diye söylendim. Duvarı yumrukladım, kanepeyi yumrukladım, kendimi bile tokatladım. Açıkçası neden sinirlendiğimi unuttum. Kaldırıma park ediliş otomobiller yüzündendir belki de bu öfkem. Ya da yolun ortasındaki köpek pisliği, yolun ortasındaki pislikler. Şehrin boş kalabalıklığına sitem, kibirli bakışlar, aptal insanlar... Yapamadıklarım, vazgeçtiklerim, yarım kalanlar? Düzelmeyecek, daha da kötüye gidecek bir sonraki saatler. Falanlar, üstünden geçilenler, atlananlar, unutulanlar.

Kendine gel ulan, dedim. Onunla konuştum, sonra yere fırlattım. Özür de dilemedim, rahatlamıştım. Kırıldı, olsun. Ne yapayım, gazı bitmişti, yanmıyordu; bu beni deli ediyordu. Çakmağın yakasına yapışarak, onunla kavga ettim. Bunu neden yaptım, bilmiyorum.

Ama neden şarkı söyledim, biliyorum.

Delirmiştim. Düşünmekten düşünemiyordum. Ulan, kafaya takılacak irili ufaklı kadar çok şey var ki... Belki büyük, belki küçük şeyler, ama ben kaldıramıyorum. Hepsinin arasında gidip geliyorum, sonra hepsini unutuyorum. Geride sis kalıyor, görüş mesafesi iki metre. Düşündükçe düşündükçe deli oluyorum, sanki hava yerine baca dumanı çekiyorum, öyle bir karanlık içim.

Sonra bir şarkı söylüyorum kaldıramayınca kamburu. Hem de bağırarak, çok bağırarak. Duvarlara ritim tutuyorum, masa, dolap bateriye dönüşüyor. Ekimin altında üç notalık bir piyano var, görünmez. Gözlerimi yumuyorum, el hareketlerimle şarkıyı destekliyorum, bazen yönetiyorum, demek ki ciddi bir delilik.

Mücadeleci bir delilik, inat gibi.

***

Çok şey vardı, geride öfke kaldı. Ne için mücadele ettiğimi unuttum. Ama Güneş ile savaşmak... Kulağa, harika geliyor.


10 yorum:

  1. Güneş ile savaşmak....Üzerine kitap yazılır bu sözün :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değil mi? :) Teşekkürler...

      Sil
  2. Ne diyim yine sana yakışır bir yazı ve yine bambaşka bir tat bıraktı. Şarkı seçimlerin de çok güzel. Başlığı görünce yok artık diyerek geldim ama neler gördüm :)) Kaleminize sağlık efendim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli yorumunuz için çok teşekkür ederim! :)

      Sil
  3. içimizdeki duyguların, kaygıların, nefretin, öfkenin, hatta sevginin ve hayretin dışarı yansıması gibi bir yazı. patlama gibi bir yazı olmuş efendim. kaleminize sağlık :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, efendim :)

      Sil
  4. Güneşle savaşan adam...
    Bazı sabahlar her şey mi üzerimize çöker? Elbette, çökebilir ve biz ezilebiliriz. Ya sonra? -yine daldım düşüncelere. :)
    Kaleminize sağlık. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sonrası, kötü...
      Değerli yorumunuz için çok çok teşekkür ederim, efendim! :)

      Sil
  5. Bazen gördüklerimiz gerçekte olanlar hakkında yanılgıya düşürür bizleri. Hayat da böyle yanılgı içinde sürer gider. Öyle büyük yanlışlar görürüz ki, aslında en ufak ilgisi bile yoktur yanlışlıkla. Birçokları içine atar gördüklerini bir süreliğine, daha sonra da dayanamaz gördüğü gibi anlatıverir diğerlerine. İletişim eksikliği olayların farklı anlam kazanmasına neden olur böylelikle.
    Madem bir yanlış gördün susma, sor yahu! Bir açıklaması varsa dinle, en azından gördüğün gibi olduğunu teyid et değil mi? Nice koçyiğitler heba oldu bu şekil yanılgılar yüzünden, kim bilir ne ocaklar da sönmüştür.
    Mizahınız muhteşem "efendim" devam, devam...
    sevgiyle, mutlulukla kalın...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Estağfurullah, efendim, o sizin muhteşemliğiniz :)
      Teşekkürler! :)

      Sil

Anonim olarak yorum yapmak istiyorsanız, yorumlama biçimini anonim olarak seçiniz.