9 Mart 2017 Perşembe

Mars'a sırtını dön, dümdüz git, sağda

-Adresi biliyor musun?

Bilmiyorum, dedim. Ekledim: açıkçası nereye gittiğimi bilmiyorum, aslında ne yaptığımı da bilmiyorum, bilmiyorum. Sözlerime ekleyecek daha çok cümle vardı, sadece içimden geçirdim. Yokuş aşağı iniyorum gibi, bir görsen... Koltuklar falan hep kül olmuş, izmaritler içeride. Cam açık, çünkü nefes almak istiyorum. Ancak sigaradan düşenler rüzgara takılıp gözüme giriyor, ben bundan nefret ederim. Fren nerede, ben neredeyim? Bu kamyon da neyin nesi, ben kamyon süremem. Oğlum, benim ehliyetim bile yok ulan, fren nerede?!

***

Değerli Mars,

Kendimi sürekli, freni patlamış kamyonu yokuş aşağı sürerken buluyorum. Üstelik kamyon da yok, ehliyet de. Sonunda ne oluyor, malum. Bir yerlere çarpıyorsun hızla, kimi zaman bir duvar, bir insanımsı, bir semt, bir şehir veya bir kapı. Kapı, aynen. Kampüsün kapısı.

Defalarca aynı sahneyi yaşadım, üniversite yıllarımda. Derse yarım saat kala uyandım, hemen giyindim, çay koydum, sigara yaktım. Sigarayı acele acele içtim, çayı her zaman olduğu gibi yarım bıraktım. Ayakkabıları dışarı attım, kendimi de. Kalemlerimi unuttum, bazen defterimi. En çok da acele ederek içtiğim sigaralara üzüldüm, defterlere, kalemlere değil. O zamanlar bir lira on kuruş basıyor turnikeler, ilk gelen metrobüse bindim. İçimden küfür ederek, değerli metrobüse hızlı gitmesi gerektiğini söyledim. Ayaklarımı takıntılı bir şekilde yere defalarca vurdum, bin kez gördüğüm binalara, yollara küfrettim.

Hazır küfretmişken, derslere, Frankfurt Okulu'na, Adorno'ya da giydirdim. Kendini Birleşik Devletler ajanı sanan, okulun güvenlik görevlilerine de, harcadığım zamana, düzelmeyecek ve daha da kötüye gidecek günlere de saydırdım, metrobüse de. Biraz daha hızlı git ulan, geç kalıyorum. Derse beş dakika kala indim, durağın merdivenlerini ikişer ikişer çıktım, üçer üçer indim. Sonra bir sigara yaktım, adımlarımı yavaşlattım. Sigaranın yarısı bitmişken daha da yavaşladım, sonra bayağı yavaşladım. Kampüsüne kapısına geldim, durdum. Ulan, dedim, ben ne yapıyorum? Ben nereye gidiyorum? Derse girmedim, kampüse de. Kapıya çarpıp, gittiğim yolları çok defa, böyle geri döndüm.

***

Duvarlar...

Sesler susmadığında, duvarlara çarpıyorum. Yumrukluyorum, sonra üzülüyorum çünkü bina eski. Dahası, duvar çok! Yaşam içinden çıkılmaz bir hal aldığında, iki elin kafanı taşıyamıyorken, ya da yolu bir saat uzatacak kadar yürümek isterken... Hiç mutlu olamayacağını anladığın gün, bir bankta, aptal surat ifadelerine katlanamadığın için, insanların ayakkabılarını seyrederken... Daha yeni bitirdin ama hemen ikinci sigarayı yakıyorken... Son umutlarını söndürmüşken, her yer duvar değil midir? Söyle.

Semt, şehir... Aynı sokaklara çarpıyorum Mars, çünkü vaktim yok, halim de. Takıldım, aynı şehre, aynı Bakırköy'e. Burada vişne suyu içtim, vişneyi bırakalı çok oldu. Aynı banklarda saatlerce düşündüm, yağmur yağdı, mevsim değişti. Dönüş yolunu kaybettim, yürüdüm çoğu zaman. Biliyorsun, minibüsleri sevmem. Otobüse binince de yokuş yukarı yürümek zorunda kalıyorum. Çıkarken daha çok düşüncelere boğuluyorum. Oğlum, ben yokuş çıkarken bile yokuş aşağı iniyorum, bu nasıl iş?

***

-Maaş kartını oraya göndereceğiz. Adresi bilmiyorsun yani? Adresini bilmediğin yerde nasıl çalışacaksın.

Bankacılardan nefret ediyorum. Bilmiyorum dedim, ulan, bilmiyorum. Ben ne yaptığımı bilmiyorum, nereye gittiğimi falan. İğrenç bir işte üç kuruşa çalışmak istemiyorum, istemiyorum ama buradayım. İşte buradayım ve sen bana adres soruyorsun. Yaşamın tadına varamadım, yaşamadım, şimdi günün bilmem kaç saatini ayakta, sigarasız, boş toplayarak harcayacağım. Bilmiyorum, yokuş aşağı iniyorum.

Değerli Mars,

Yıllardır yokuş aşağı iniyorum, sanırım Dünya'ya çarpıyorum. Lastikleri patlat, kırmızı ışığı yak, mecburi istikamet de, bir şeyler yap. Beni geri getir.


8 yorum:

  1. O zaman her yer duvardır. -Bazen kendimi Mars gibi hissedip cevap vermeye falan kalkıyorum. :)
    Çok çok sevdiğim bir şarkıyı paylaşmışsınız, tatlı tatlı okudum. Çok yokuş aşağı bir yazıydı, kaleminize sağlık. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle, bazen her yer duvar gibi geliyor, efendim :)
      Değerli ve harika yorumunuz için çok çok teşekkür ederim!!! :)
      Şarkıyı uzun zamandır dinliyorum, bu yazıya nasip oldu paylaşmak :)

      Sil
  2. Keşke bu gezegenin yoğun koşuşturması hengamesinden sıyrılıp çok uzaklara, marsa gidebilsek mesela. Severek okuduğum, iç çektiğim bir yazı olmuş efendim ellerinize sağlık :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Keşke gidebilsek, efendim...
      Çok teşekkür ederim değerli yorumunuz için :)

      Sil
  3. Bir kısır döngünün bu kadar tatlı bir üslupla anlatılışı, okuyana ayrı bir keyif veriyor ve tamamını okumak için teşvik ediyor. Kırk küsür senelik bir okuyucu olarak başarılı yazılar görmek, son zamanlarda içimde oluşan ümitsizliği azaltıyor. Yeni neslin içinde de parıltıların var olduğunu ve henüz herşeyin bitmediğini görmeme vesile olan yazınız için tebrik ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kırk küsür senelik bir okuyucudan böyle bir yorum almak çok mutlu ediyor, efendim :)
      Yorumunuz için çok teşekkür ederim :)

      Sil

Anonim olarak yorum yapmak istiyorsanız, yorumlama biçimini anonim olarak seçiniz.