19 Mart 2017 Pazar

Saat kaç?

Değerli Mars,

Sana cevap yazıyorum, ancak bir önceki yazdığın mektubu hatırlayamıyorum. Bu doğru mu? Doğru değilse de, dert etmeyeceğini biliyorum. Hem zaten, çok uzaktasın ve kalemin yok, yazamazsın. Ayrıca benim de posta kutum yok. Bazen pek çok şeyi unutuyorum, senin bana yazamayacağın gerçeği gibi, olsun. Unuttuğum şeyler bununla bitmiyor elbette.

Kapüşonu takıyorum, acayip serin. Sonbahar gibi ama aylardan mart. Dostum, bilirsin, geç kalmış şeyleri sevmem. Mutluluk bunlardan biri. Bir sandalye çekiyorum, gökyüzünü izliyorum. Uçaklar sıra sıra, hava gri. Bir sigarayı bitirdim, ama bir tane daha yakıyorum. Sağda solda kimse yok, çünkü insanlar üşümekten korkuyor. Bu harika değil mi? Harika! Yani benim için... Onlar içinse, acınası.

Sanırım bunlar hakkında yazmıştın. Çok mu tekrara düşüyorum, sıkılıyor musun? Sıkılıyorsan canın cehenneme, ulan. Benden başka sana yazan var mı nankör. Tamam, sakinim. Çok iyi bir gezegensin, ne dersem diyeyim, hiçbirini dert etmeyeceğini biliyorum. Ben de dert etmiyorum küçük şeyleri, sözleri, insanları. Ağır mı oldu? Ne kadar karamsar, çokbilmiş biriyim, değil mi? Sen öyle değilsin, umut dolusun. Ne zaman umuda sıkışsam, bana harçlık gönderiyorsun. Omzuma dokunup, iki kere vurup, yapabileceğimi söylüyorsun. Ne için üzüldüğümü unutuyorsun, ben de. Ayrıca ne yapmam gerektiğini sen de bilmiyorsun, ben de bilmiyorum. Ama diyorsun, yapabilirsin. Mutsuzluğu es geçiyorsun, hep ileri bakıyorsun. Dostum, dünyadan birine mektup yazıyorsun, birilerinin seni uyandırması lazım. Ama uyanma, omzuma vurmaya devam et. Beni umutlandır, çoğu zaman işe yaramasa da.

Aslında, biliyor musun, bazen ben de mutsuzluğu dert etmiyorum senin gibi. Sigaradan mı desem, havadan mı, anlamıyorum. Ya da insanlara gülerken, gözlerinin içine baktığım an, içimden oturaklı bir küfür saçılmasının verdiği hazdan mı? Acayip güzel bir duygu, inanamazsın. Zavallı, Türkçe'yi Amerikan İngilizcesi aksanıyla konuşmaya çalışan boş beyinli, ağzı hiçbir zaman tam kapanamayan, kafatasına gözlük yapışmış güneş gözlüklülere ağız dolusu küfür etmek, harika. Gerizekalılar, o konuştuğunuz Türkçe, ve gözlüklük bir güneş aylardır olmadı, ulan.

Kimse de tam olarak mutlu olmadı, ben de. Ben, nedense, bunun farkında olanlardanım. İşte bu yüzden, herşey daha kötü. Yemek yenilirken daha hızlı, çay içilirken daha soğuk. Yürüyüş yapmak için yorgun hergün, saatler çabuk geçmesi için günün. Saati soruyorum, kol saati takamayacak kadar bileklerim ince. Saat kaç? Bir, iki, on, buçuk, çeyrek. Biri de demiyor ki, -geç değil.

***

Akşam, sigaramı yavaşça yakıyorum, yavaşça içiyorum; hıp püf. Yollar bomboş, ben de yoldan yürüyorum. Selektör yapan egzoz kafalılara da, ruhum kocaman bir el hareketiyle cevap veriyor. Su içiyorum, ardından bir sigara daha. Biliyorsun, vişne suyunu bırakalı çok oldu. Ama son sefere yetişirken, şoförün acelesi yokken ve akbilimde para, paketimde yeterli sigara kalmışsa... Bir güzel şarkı dinlemek için, bir bardak çay içmek için, saçma tartışma programlarını dinleyerek kafa dağıtmak için, bir sigara için daha vakit kalmışsa... Mutsuzluğu, kısıtlı bir vakitte de olsa, es geçiyorum, iyi hissediyorum.

Bu his uçucu, bilirsin. Öyle olmasaydı, keşke. Cevap bu değil ama ben soracağım, sen -geç değil, diyeceksin. Saat kaç?


2 yorum:

  1. -geç değil. :)
    İçten içe hiçbir şey için geç olmadığını biliyoruz, fakat yansımamız bize "çok geç" ifadesiyle bakıyor. Yine de kendimize umudumuz yoksa bile umut dağıtabiliyoruz. Dağıtması kolay, sindirmesi zor. Siz de Mars'a umut veriyorsunuz mesela, o da omzunuza iki kere vurup... :)
    Kaleminize sağlık, N.G., eminim Mars da sevecektir bu mektubu. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Dağıtması kolay, sindirmesi zor."
      Efendim, bu güzel sözünüz ve harika yorumunuz için çok teşekkür ederim!!! :)

      Sil

Anonim olarak yorum yapmak istiyorsanız, yorumlama biçimini anonim olarak seçiniz.