Sayfalar

18 Nisan 2017 Salı

Bu otobüs nereden geçiyor?

Değerli Mars,

O gün yine bir şeyleri kafama takmışım. Ne olduğu pek önemli değil; zaten sorsan, cevaplayamam. Çok şey vardı, o kadar çoktu ki unuttum. Ancak o gününün sınavlarını hala hatırlıyorum. Hatta sınavların hangi saatlerde olduğu bile. Sınav takvimi konuşuyor Mars, hem de acayip bir şekilde küfrediyor. Nasıl mı? Bak şimdi:

İki önemli dersin klasik sorulu final yazılıları, aynı güne denk gelmiş. İlk sınava yarım yamalak çalışmışım. Diğerinde ise çalışılacak bir şey yok; tüm dönem boyunca, dersin ilk saati uzun uzun yoklama alınmış. -Şu burada mı, -o burada mı, -geçen hafta gelmemişsin, -neden gelmedin, -bugün de gelmeseydin, -ödevini teslim etmemişsin... Diğer saatte ise uzun uzun hayat hikayeleri anlatılmış, sınavda ise en baba sorular sorulacakmış. Üniversite eğitiminin kısa bir özeti.

Yorulmuşum. Yaşadıklarımdan, unuttuklarımdan, düşüncelerden, kalabalıklardan. Kalkıp iki metre yürüyecek halim yok. Üstelik ilk final yazılısı, saat sabahın onbirinde. Asıl konuya gelecek olursam, diğer yazılı saat beşte. İki sınav arasında tam altı saat var. Bu nasıl bir küfür, ulan? Çalışmayacağıma göre, altı saat boyunca ne yapacağım ulan ben?

Elbette vişne suyu içeceğim. Vişne suyuna alıştığım dönem budur. Cebimdeki tüm parayı bitirdiğim dönem de... Korkma, vişne suyunu bırakalı çok oldu. İlk sınavı atlatalı da yirmi dakika... Hemen otobüse atlayıp, Bakırköy'e gittim. Bir bakkala uğrayıp, mentollü sigaramı aldım. O zamanlar, yani mezun olmadan evvel, mentollü sigaranın fiyatı sekiz lira. Bir daha söyleyeyim, sekiz lira. Kulağa çok hoş geliyor, bir daha: sekiz lira.

Senelerdir önünden geçtiğim, ama hiç uğramadığım bir bar vardı. Çok önceleri kahkahalar atarak geçtiğim sokak burası. Önümde yürürken, sigara içen adamın dumanından rahatsız olduğum sokak. Umutlu olduğum zamanlar, her şeyden. O günse, elimde bir sigara var. Gülmeyeli uzun zaman olmuş, neyden umutlu olacağımı ise bilmiyorum. Bu sokaktan geçiyorum yine, ama bu sefer o bara uğruyorum.

***

Kimse yok. Dışarı bir yere oturdum, sigaramı yaktım. Garson şaşırmış gibiydi, bu saatte?.. Evet, ulan, bu saate! Bir vişne suyu sipariş ettim, bir de sidik. Şu sıralar bile hala tamamlanamamış olan, yıkık tren istasyonunu seyrettim. Tren istasyonuna üzüldüm, ben de böyle biriyim işte. Hatta ağlayacak gibi oldum, burada neden artık o güzel, eski trenler yok, ulan? Bu istasyonu neden terkettiler! O güzelim trenlerin yerine, daha hızlı daha yakışıklı metal yığınlarını mı tercih edecekler şimdi... O trenlere ne yaptınız, ulan!..

Çünkü bunlara üzülmeliydim. Üzülecek şeyler bulmalıydım, trenler gibi. Geçmişe dönemezdim, unuttuklarımı tekrar hatırlayamazdım, hayır. Zayıftım, küçük hayal kırıklıkları beni boğuyordu. Hayır, boğulamazdım. Hemen bir vişne suyu daha söyledim. Çerez tabağı da geldi. Hayır ulan, çereze on lira veremezdim. -Benden, dedi. Bana üzülmüştü. Teşekkür ettim.

Ellerim uyuşmaya başladı, yavaş yavaş düşünmemeye başladım. Bir vişne suyu daha. Sallanıyordum; bi vijn suy alabili? Bir tane daha, ve kafamda bir senfoni orkestrası, şef ben. Kalktım, hesabı ödedim, tekrar teşekkür etmeyi ihmal etmedim. Klozeti ıskaladım. Burnuma, hatta saçıma yemek yedirdim. Birilerine çarptım, ağaçtan özür diledim, otobüs durağına vardım.

Bekledim. Sanırım 146 kampüsten geçiyordu; neyse. Sigara yaktım, biraz daha bekledim, gelmedi. Bir sigara daha yaktım, bekledim. Durağın camından yansımama baktım. İşte o an çok şey düşünmeye başladım. Neden sallanıyorum, kaç sigara içtim, sınav hangi sınıftaydı, mutluluk bu muydu, o halde neden gülmüyordum? Neredeydim, nereye gidiyordum? Bu 146 mı? Kaybolmuştum. Otobüse bindim, cam kenarına oturdum. Yan koltukta oturan gençlere sordum: bu, ünü-ünüver, üniversiteden geçer mi? Ulan, insan -hangi üniversite, diye sorar. Hemen, -evet, dediler.

***

Sınavdan yetmiş aldım. Üstünden iki sene geçti, vişne suyunu bırakalıysa bir sene. Ama benim eller hala uyuşuk, gittikçe daha çok somurtuyorum, çok şey eksik, düşünceler aklımı bırakmıyor. Tren istasyonlarına daha çok üzülür oldum. Ve şu an mentollü sigara on lira, yuh. Bir de hala yolumu bulamadım.

Duraktayım. Söylesene Mars, bu otobüs umuttan geçer mi?


4 yorum:

  1. Hangi umuttan diye sormalı mıyım? Eğer gerekmiyorsa cevap belli.Geçer

    YanıtlaSil

Anonim olarak yorum yapmak istiyorsanız, yorumlama biçimini anonim olarak seçiniz.