Sesim kısık

Mert! Mert!

Saksıdan aldığım küçük bir taş parçasını aşağıya doğru, karşı apartmanın üçüncü katında oturan çocukluk arkadaşım Mert'in odasına ait balkona fırlattım. -Mert, diye de seslendim. Çok geçmeden çıktı, -hadi, dedim, aşağıya inelim!

Dışarı çıktık; bizim sokağın önünde buluşup Eren ve diğer arkadaşlara seslenerek takımı toparladık. Arka tarafta yer alan, içinde henüz keşfedilmemiş böcek türlerinin, çikolata ve cips ambalajlarının, hatta köpek dışkısının bulunduğu bahçeye gittik. Bahçeyi bok götürse de, birkaç pas atışı ve harika bir kurtarış orayı, en muhteşem statlardan biri yapıyordu. Kaldırım taşlarından kaleleri kurduk, top koşturmaya başladık.

Hücum oyuncusu kendisini, -o zamanlar- Ronaldinho ya da Raul falan zannediyor. Defanstaki çocuk, -ben Puyol'um, diyor. Kaleci hep aynı, Rüştü! Herkes bir hırsla, topun peşinde taklalar atıyor, kaleci uçuyor, defans yerlere yatıyor; herkes kendini oyuna kaptırıyor. Kimi bağırıyor, -gol ulan gol; kimi itiraz ediyor, -oğlum orası direk lan taşın üstünden geçti. Sonra biri yere düşüyor, düşen de dahil herkes gülüyor, eğleniyor.

-Yeter ulan sessiz olun, saatten haberiniz var mı! Apartmanın yöneticisi, sinirden kızarmış, yukarıdan bas bas bağırıyor. Sessizce dağılıyoruz.

***

Yan apartmanın dış cephesi.

Boyanalı bir hafta olmuş. Dandik iskelelerde gezinirken hayretle seyrettiğimi ustalar da, boya kutularını bir kenara atmış. O zamanlar hayretle seyrettiğimiz tek şey iskelelerde gezinen boyacılar değildi elbet; okullarımızdaki bando takımlarını da seyrederdik, ulan ne havalıydı. Şekilli şukullu kıyafetler, davullar, ziller...

Madem top oynayamıyorduk, biz de müzik yapalım dedik. Aldık kutuları, sopalarla vurmaya başladık. Sanırsın, senfoni orkestrası. Nasıl kendimizden geçmişiz. Çok geçmeden yukarıdan cılız, lanet bir ses, -çabuk çabuk dağılın buradan çabuk! Sessizce dağıldık.

***

Gülme.

Büyüdük, ortaokula gidiyoruz. İlkokul ikiden beri, İngilizce dersi var, ancak ilerleme yok. Tekrarı seviyoruz. Altıncı sınıf olmuşuz hala harflerden ve sayılardan başlıyoruz. Öyle sağlamcıyız ki, lise son sınıfa kadar bu böyle gitti. Lise son sınıfta bu duruma üzülüyordum elbet ama, altıncı sınıfta gülüyordum. İngilizce sayıları muhabbet kulu gibi tekrarlarken, gülesim geldi.

Bu durumu arkadaşlarımla da paylaştım. Bayağı bir güldük. Öğretmeyen, yıllarca başa sardığımız gerçeğini komik bulmadığı için, güldüğümü görür görmez ayağa kaldırdı, bağırdı, çağırdı, rezil etti. Sessizce yerime oturdum.

Lise ve üniversitede de durum pek farklı değildi.

***

Tarih: 19 Mayıs 2017. Bayramı kutlayayım diyorum. Şöyle dolu dolu, -iyi bayramlar, diyesim geliyor. Coşkuyla marşlar söyleyesim... Ama, işte;
Sesim kısık.


Yorumlar

  1. Her seferinde güldürürken ağlatacak trajikomik hikayeler yazmayı nasıl da ustalıkla beceriyorsunuz böyle? Hayret verici...

    Minik bir dipnot: İki yıl bando takımında davul çalmış biri olarak, o şekilli şukullu kıyafetlerle terden sırıksıklam olur ama yine de provalarda tüm mahalleliyi gürültüden rahatsız etmeyi bilirdik. Ama bizi hayranlıkla seyredenlerin bakışlarını sizin yazınızda bir kere daha hatırladım. Teşekkür ediyorum. Ellerinize sağlık!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Estağfurullah, efendim, saçmalıyorum sadece :)
      Not: Anılarınızı bir an olsun canlandırabildiysem ne mutlu bana, teşekkürler benden: çok teşekkür ederim, efendim! :)

      Sil
  2. "Sessizce dağıldık."
    Yazdıklarınızın alt anlamlarında geziniyorum.
    "Ama, işte;
    Sesim kısık."
    Çok güzel, efendim, kaleminize sağlık!!! :)
    Ses tellerimle, :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O anlamları görebilmeniz beni çok mutlu ediyor, efendim!
      Çok çok teşekkür ederim!!! :)
      Ses tellerimle, :)

      Sil
  3. Bunlardan harika kitap olacağını biliyorsun değil mi? Sen çıkart ilk ben alacağım haberin olsun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O kadar mutlu oldum ki bu yorumunuza...
      Çok çok teşekkür ederim, efendim! :)

      Sil

Yorum Gönder