Neden küfrediyorum?

Ne zaman küfretmeye başladım?

İlk soru bu olmalı, evet. Çocukken çok güzel küfürler biliyordum, ama hiç ağzımdan çıkmıyordu. Biz güzel güzel saklambaçlar falan oynuyorduk sadece. İki aparmanın arası, sanki Camp Nou, öyle bir hevesle top koşturuyorduk. Ben yeri gelince Rüştü, yeri gelince Ronaldinho oluyordum. Oğulcan vardı, gol attıktan sonra Veron diye bi' topçunun hareketini yapardı. Eren'den bir Roberto Carlos olmazdı kiloları vardı ama, yine de bayılana kadar oynardı.

Sonra mahallenin büyükleri, gelip gidip biz ufak olanlara sataşırlardı. Çok ses çıkaramazdık, çünkü diyecek bir laf bulamazdık. Ne diyeceksin ki zaten? Ama günün birinde ben bir şeyler dedim. Zeki şerefsizi karın boşluğuma top attı. Birkaç saniye nefessiz kaldım, ellerimi karnıma götürdüm. Hayat, o gün, orada bir boşluk bırakmıştı, kelimeler yetersiz kalıyordu. Bu boşluk bir şekilde doldurulmalıydı. Ona, "senin amına koyayım göt," dedim; öyle doldurdum.

Sonraları pek küfretmedim. Hatta, ilkokulda bir karar almıştık, küfredenlerden para topluyorduk. Her ara tatil ve yaz tatilinde de, mek danılsa gidip o paralarla güzel bir ziyafet çekiyorduk. Sekizinci sınıfa kadar böyle devam etti. Liseye başladım, Karabayır'da. Amına koyayım, lise kurtarılmış bölge gibi. Karabayır'a Anadolu Lisesi kurulur mu? Kurmuşlar işte. Benim de puanım oraya yetti. Her türlü pisliğim döndüğü yer, Karabayır. Top kaçardı okuldan dışarı, topu almaya giden ya telefonunu kaptırırdı birilerine, ya da parasını. Bazen montunu, ciddiyim. Çok canı yanan oldu, benim de yandı elbet ama yine küfretmedim.

Üniversiteye başladım, gazetecilik bölümü. Öğretim görevlisi üniversite hayatımın ilk dersinde, alay eder gibi şöyle sordu sınıfa: "kim gazeteci olacak?". Bu soru, o sınıftan kimsenin gazeteci olamayacağının kinayeli bir öngörüsüydü. Haklıydı da, ama yine de küfretmedim. Geçirdiğim travmalar... Onlara hiç değinmeyeceğim. Hayatla ilgili düşüncelerimde de ben haklıydım ama, bir şey yapamıyordum; olsun. küfretmedim.

Mezun oldum, diplomaya elli lira verirken bile sesim çıkmadı. Hatta üniversitenin genel sekreteri "gazeteci mi olcen len," derken bile... "Ulan" bile demiyordum, en azından insanlara karşı. Kibar olmaya çalışıyordum. Sonra bir gazetede işe başladım. Kadın haberleri yapan bir gazetemsi. Her sabah, ebesinin nikahına, Esenyurt'a gidiyordum, gıkım çıkmıyordu. Esenyurt da Karanayır gibi, yerde kan lekeleri, öküz öküz bakan insanımsılar, soygunlar, kavgalar...

İkinci haftayı tamamlamıştım iş yerinde. Ofise girdim, ofis her zamanki gibi duman altı. Dumanları elimle süpürdüm, patronun yüzünü gördüm. Dedim ki: "Biz ne zaman haber yapacağız, ajans haberleri yetmez, altı kişiyiz günlük gazete nasıl çıkaracağız, ekipmanımız yok, elemanımız yok, bilgisayarlar ne zaman gelecek?". Bilgisayar dahi yoktu, iki hafta boyunca sadece bir söyleşiye gittim, geri kalan zamanlarda ofiste sigara içtim. Kadın, altı kişiyle günlük gazete çıkarmayı planlıyordu, çılgın. Bu kadın gazete basım ve dağıtım parasını nereden bulacaktı, bize paramızı nasıl verecekti? "Çıkaracağız," diyordu sonra son ses şarkı açıp oynuyordu. Ofisin yemek görevlisi ablamıza sordum, "abla sen bu kadını tanıyorsun, bilgisayarlar gelir mi?" dedim. "Çok beklersimn," dedi.

Ofiste kibar bir grafiker ağabey vardı, ağzından tek kötü kelime çıkmazdı. Ona bu gazetenin çıkmayacağını söyledim, ve işi bırakacağımı da ekledim. "Bak N., ben de biliyorum çıkmayacağını," dedi, "paramızı almaya bakalım," dedi ve eliyle "kafana takma, siktiret," işareti yaptı. Durdum, senelerin birikmiş vardı. Dolu dolu şöyle dedim: "ağabey, kusura bakma da, o parayı yarak alırsın."

***

Bir süre önce, böyle anlattım.

Ömer'e. İşten ayrılma ve küfür hikayemi yani. Üçüncü sigaralarımızı içiyorduk. Uzun süredir, senelerdir, tadımız yoktu. Ben kabuslarla boğuşuyor, gelecekten endişe duyuyor, gün geçtikçe daha bir ruh hastası oluyordum. O da, bunun gibi şeyler yaşıyordu, eminim. Dördüncü sigarasını yakarken sordu: "sence sen, ne zaman mutlu olursun?".

Hayat burada bir boşluk bıraktı. Cevap veremiyordum. Biraz duraksadım, sonra o boşluğu şöyle doldurarak cevapladım: "amına koyayım".

Yorumlar

  1. Hayatımda küfür bilmezdim en fazla eşek, öküz, eşşolueşek filan, şimdi televizyonda ismi lazım değil birileri çıkınca küfür edip, kanal değiştiriyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayat insanı çok zorluyor, değil mi? :)

      Sil
  2. Bazen senin şimdi ve gelecekle ilgili kaygılarını okuyunca kaygı seviyem daha da yükseliyor... Bizimki şimdilerde biliyorsun daha ortaokulda. Ama seneler su misali...
    Büyüdüğünde diyorum ben ne yapacağım :/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Efendim hiç endişelenmeyiniz, harika bir insanın elinde yetişiyorlar :)

      Sil
  3. Boşluğu doldurma şekliniz takdire şayan. Bence en makul yöntem bu. Yoksa bu acıyla nasıl baş edebilir bir insan! Evet, acı. Satırlarda böyle bir tat! Küfürler en acı boşlukları doldurur, sonra biri daha karnına vurur, sen yine küfreder doldurursun o boşluğu.
    Kaleminize sağlık, efendim!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İşte tam olarak bunu anlatmak istemiştim, yine harikasınız! :)
      Çok teşekkür ederim, efendim! :)

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Youtuber iş ilanı

Gazeteci iş ilanı