Neden yazıyorum?

Üç ay evvel.

Baristayım(kahve barmeni). İstifa etmeme üç gün kalmıştı.

***

Müşteriler akın akın geliyordu. Kasa ile uğraşmak zor, bir de benim gibi matematikten-hesap kitaptan nefret eden biri için daha da zor. Kafamı kaldıramıyorum, sipariş alıyorum, para alıyorum, paranın üstünü veriyorum. Birinin gelip, yüz lira vermemesi için dua ediyorum, çünkü her seferinde kasada açık çıkıyor, cebimden bir lira, iki, üç beş vermek zorunda kalıyorum.

Uzun uzun kuyruklar oluşuyor, sıra bir türlü bitmiyor. Müşteri gözünün içine bakıyor, ofluyor, pufluyor, bekleyemiyor, sabredemiyor. Bir kahveye onbeş lira vermek için sabırsızlanıyor. Tüm bu stres yetmezmiş gibi, bir de diyor ki, "benim bırovniyi ısıt, üstüne de moka sosu gezdir!". Hımmına... Bak hatırladıkça elim ayağım titriyor. Kasayı bırakıp, ölüp bittiği sikik bırovnisini dolaptan çıkardıktan sonra ısıtıyorum. Arkadakiler bağırıyor, "daha bekleyecek miyiz!".

İşe ikide girdim, üçte molaya çıkarıldım: bir saat. Geri kalan trilyon saati ise ayakta, dur durak bilmeden, sikik brovnilerle, kasayla, boş toplayarak, çöplerle uğraşarak, kahve hazırlayarak ve süt kolisi, bir de temizlik yaparak geçirdim. Geberiyordum. Ayrıca unutmadan, kahveler çok karakterli. Mesela hanımefendinin vayt mokasında razberi şurubu olacak, yağsız süt kullanılacak, süt altmış derece olacak. Ben buna vayt moka çorbası diyorum, tam bir ibnelik, afedersin. Ve onca işin arasında o hanımefendinin boyalı suratına gülümseyerek, "afiyet olsun," denilecek.

Akşam temizliği başlıyor. Yerler, kahve makineleri, portakal suyu makineleri, bulaşıklar, dolapların içleri-dışları-altları, tezgah, masalar, tavanlar, gökyüzü... Olmadı, bir daha temizle, bir daha ve bir daha. Sonra çöpü at, günde elli sefer yaptığın gibi.

Çöp de ne çöp amına koyayım. Poşet delinmiş, kutunun içine süt akmış, süt kurumuş, boktan beter kokuyor. Bir de nasıl ağır... Mağazadan çöp kutusunu sürükleye sürükleye çıkıyorum. İnsanlar, ölü suratıma bakarken, "benim burada ne işim var amına koyayım," diye düşünüyorum. Astronot olabilirdim, gökbilimci, ne bileyim büyük adam işte. Şimdiyse çöp kutusuyla alışveriş merkezini geziyorum. İnsanların suratına gülmek, kibar olmak, yanlış bir şey yapmamak, yorulmamak ve ölmemek zorundayım. Hem de bindörtyüz teeleee için. En yorucusu, kendin gibi olamamak, içinden küfrederken gülmek.

Hayat böyle bir şey sanırım.

***

Alışveriş merkezinin o koca kapılarından birini açtım, kimse yok; sadece çöp kutusu, çöp konteynırı, merdivenler, ben ve çocuklar için tasarlanmış otomobil görünümlü bir alışveriş sepeti... Boktan beter kokan sütlerin üstüme dökülmemesi için büyük çaba verdim ama sonunda başardım, çöpü konteynıra döktüm. Ayaklarımda kuvvet kalmadı, merdivenlere oturdum, çok şey düşündüm. "Amına koyayım, sikeyim, sikerim," gibi pek çok şey dedim. Nasıl olsa burada sahte sahte gülmek zorunda değildim. Öyleyse biraz daha küfür etmem gerektiğini düşündüm, "küçük beyinlerinizi sikeyim!". Vayt mokaları sikeyim, mokaları sikeyim, daha fazla bağırdım, daha çok. Sikilmedik kahve kalmayınca da kalkıp, o çocuklar için olan alışveriş sepetine oturdum.

Elbette sığmadım. Oluğu kadar... Ayaklarımla kendimi ite ite üç beş tur attım. Otomobil görünümlü alışveriş sepetinde küçücük alanda dönerken dönerken ve dönerken, şarkılar söyleyip, küfürler ettim. Bunun yirmiüç yaşındaki biri için anlamı büyüktü.

***

Çünkü hayat bana, istemediğim bir rol vermişti.

Büyük ihtimal, yine istemediğim rolleri oynayacaktım. Ama çöpü atmak için gittiğim sahnenin arkasında, birkaç dakikalığına da olsa, bağırıp küfredebilir, hatta çocuk gibi alışveriş sepetini sürebilirdim. Kendim olabilirdim.

Bu yüzden yazıyorum. Bu yüzden küfrediyorum, ve saçmalıyorum. Burası, sahne arkası.
İzninizle, sürmem gereken bir alışveriş sepeti var...

Yorumlar

  1. Ne yaparken rahat nefes alıyorsan onu yapmayı çoğaltmalı insan hayatında... Yoksa hayat çekilmez olabiliyor...
    Bağıralım, susalım, nefes alalım.... Bol bol... Ki hayata bıraktığımız yerden tüm enerjimizle devam edelim... Di mi ama ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle! Bu güzel ve umut verici yorumunuz için ne kadar teşekkür etsem az kalır...
      Ama yine de çok teşekkür ederim, efendim! :)

      Sil
  2. O alışveriş sepetini sımsıkı tutun ve hiç bırakmayın. Çünkü onun dışında elimizde kayda değer bir şey yok.
    Ve Türk kahvesi dışında bir kahve içmeyen biri olarak o çalıştığınız yerde muhtemelen deliririm! :)
    Kaleminiz sağlık, efendim. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şu an elimde öyle bir sepet olmasa bile, bir şey fark ettim: sanırım günün belirli bir zamanı zihnimde o sepeti sürüyorum hep :)
      Çok çok teşekkür ederim, efendim!!! :)

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Youtuber iş ilanı

Gazeteci iş ilanı